hayat deli bir oyun....

2/12/2009 - atışmısız... aşıklar misali...

............. :kılıcından kan damlayan

............. :hüznü gizleyen, örten, perdeleyen

 

Kılıcın önünde perde duramaz

Zorla güzellik candan olamaz

Varsa ömürde, nasipte bir ziyade

Kısmet olursa bir gün bir yerde

Ben derim ki, üzülme delioğlan

Gün gelir dökülür keskin kılıcından kan

Er kişi O’dur ki kahraman

Doğru an’ı bekler her zaman...

 

 

bir toz duman var etrafta

karışmış elmalar armutla

der ki ben; kılıç’la suçlamak

benzer kurşun kuşanmaya

soframız sabrı sükun

var gel sen de katıl

anlayış hafzalanla etkile

ölümlü kulları :)

 

 

Gönül dostları kuşanmaz kurşunla

Karışsa da elmalar armutlarla

Delikız söyledi sitemini umduğuna

Hoş sebep eyledi bu aşıklar atışmasına

Kim durabilmiş ki ölüm karşısında

Hepimiz faniyiz hak kapısında

Dileyene verilir sükun ve sabır elbet

Sen gönlünü ferah et

Çünkü sünnettir davet sofrasına icabet:)

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/11/2009 - söz tutulması...

Sözler;

Gönülleri ferahlatan,

Bazıları daraltan,

Ehemmiyeti olmadığında,

Savrulup havada,

Rengini belli etmeyen,

Verildiğinde umudu barındıran,

Tutulduğunda ise,

Diğerlerinin aksine,

Göz kamaştıran bir aydınlık,

İşte bunun adı SÖZ TUTULMASI...

 

 


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/10/2009 - Gogıldan önce gözdem vardı:)))

YALAN RÜZGARI...90ların yalan dolan ve entrikalar yumağı dizisi benim için de; çocuk deyip geçtiğimiz, çoğu zaman bilgelik ve farkındalıklarının farkında olmadığımız küçüklerimizin, aslında biz büyükleri nasıl da çok gerilerde bıraktıklarını görmemize ilginç bir örnek teşkil edebilecek güzellik ve ilginçlikte bir anıyla hala belleğimdeki yerini korumaktadır...

Her zaman olduğu gibi havadan sudan sohbetlerle yine yeni bir güne start veriyoruz... Derken, daha dört yaşında olmasına rağmen yaşını dörde katlamış Gözdem, bilmişliğinin sabırsızlığıyla günün bombasını atıyor;

- öğretmenim dün akşam Yalan Rüzgarı’nı izlediniz mi?
-hayır izlemedim Gözdem’cim ???...
-ben izledim, biliyo musunuz çok feci bişey oldu... viktırla eşli ayrıldılar.
-hay Allah, en son izlediğimde gayet iyilerdi, noooldu da birdenbire ayrıldılar?!
- hani eşli KÜRTAJ OLMUŞTU YA!!!!, işte viktır çok kızdı, onun için ayrıldılar!
şaşkınlığımdan sormayı sonradan akıl edebiliyorum;
- eeee peki sen kürtaj ne demek biliyo musun bakalım?
- tabiî ki biliyorum; İSTENMEYEN BEBEĞİ GERİ ALDIRMA!!!!!

İnanmakta zorlanıyorum, şaşkınlığım dizüstü boylarda, kendime dönüyorum;
“acaba bu soruyu o bana sorsaydı, bu kadar basit ve anla
şılır açıklayabilir miydim?
“Elbette hayır!!!”
Cevabını aldı
ğımda ise şaşkınlığımla bir başıma şaşakalıyorum...

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/6/2009 - sent to :)))



Yapışkan ve bunaltımlı sıcaklar altındaki bi günün öğleden sonrası. Sahil kenarında bi ağaç gölgesi bulup doğaçlama konuşlanıyorum. En azından burası birazcık estirikli de yoğun sıcağın buharlaştırıcı etkisinden uzaklaştırıyo bendenizi.
Olabilecek en samimi gülümsemesini yanına almış, kafasında tahminen bi kilo cöle yüklü saçlarıyla yakışıklılığından gayet emin civanmert garson, sadegazoz siparişimi aldıktan sonra gazozumla vuslatımı gerçekleştirmek üzere yanımdan uzaklaşıyo...
( sadegazoz... çaylhuuud dönemlerime gider, çok isteksiz bi dönüş yaparım her defasında )

Akan suyun, ara ara estirikleyen rüzgar ve gazozum eşliğinde çaylhuud döneminden yakın zamanda dönmek istemediiim bir keyif içerisindeyim. Derken dibimdeki masada, çok tanıdık bi konu üzerinde son derece kendilerini enterese ettiren bi durummuş havasını estirikleterek fikir beyanlarında bulunan yurdumum gündeme duyarlı bi kaç insanına istemeden de olsa kulak misafiri olmak durumunda kalıyorum;

“-Gülben’in ikizleri erken doğmuş duydunuz mu?”
“- aaaa evet evet duyduk... isimlerini de tuhaf bi isim koymuşlar... birisi güneymiymiş neymiş de... öbürünü hatırlıyamıyorum...”
“-erkek miymiş ikisi de?”
“-evet, ilk çocuuu da erkek, onun adı da atlasmış galiba”
“-canım atlas da isim mi olurmuş?!”
“- yok öööle senin bildiiin atlas diil o, tanrı adıymış heralde...”
Ardından asıl bomba geliyor;
“-yok tanrının öööle bi ismi yok, Esma-ül Hüsna doksandokuz tanedir, ben onların içinde ATLASI duymadım..!!!!!”
Yok canııım... ohaa yaniii!! Bunlar galiba soğuk esprilerle sıcağın etkisini yok edip buharlaşmaktan kurtulma çabası içindeler...
“- yok o bizim tanrı diiil de başka bişeylerle ilgiliymiş....”
Hamfendünün suratı kayıyo bir an;
“-haaa... öyle miymiiiş?!!!”
dediiiini duyduuum an, anlıyorum ki, bunlarınki ne espri, ne de sıcağın etkisini azaltma çabaları. Bunlarınki düpedüz;

“ bööölelerini mevlam kayırmaya da gittikleri çayırdan bi daaa dönmeyeee” 
 sendromu

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/6/2009 - sakine veryansın :)))



Dönemin son haftası yapılması gerekenler birikmiş, gözümü korkutuyor. Özelimdeki yoğunluk tavana çıkmış; on gündür sabahın beşinde pür telaş günün koşturmacasına start veriyor...

”yeteeeer” diye bağırmak istesem de birkaç günlük sabrın ardından gelecek keyifli uyuklamaca sinyalleri engel oluyor çığlıklarıma... Derken son gün alnımızın akıyla çıktığımız mezuniyet töreni sonrası tatilin dayanılmaz hafifliğiyle uçuyor bedenim... Tatilin tek gölgeli ihsanı annem, tasmamı hazırlamış, boynuma geçirmek için saatleri sayar olmuş bensiz geçecek bir güne dahi tahammülü yok tahammülsüz anneminJ

Yorgunluğuma rağmen iç rahatlığımın etkisinden olsa gerek, edvırtcııımın fayt kılabını izlemeye çalışıyorum... z.zz..zzz...zzzz.....zzzzzz....  horrrrrr.... pişşşşşşşL meğersem filmin sonu gelmeden olduğum yerde sızmışım...

Ertesi sabah 10:55 suları kendime geliyorum aman Allllaaaahım!! 11:15’de otobüsüm hareket edecek, apar topar hazırlanıp fırlıyorum evden, koşarcasına yakalıyorum, beni sevgili annemin şefkatli kucağına yollandıracak otobüsüJ

Şahin; her cuma sabit hat servis görevlisi eleman,

“-hayırdır... bugüne kalmışsınız” diyor. Kısaca anlatıyor, ardından acil bir çay istiyorum, çayın yanında bir de sıcak simit ikramında bulunuyor (sen bitanesin Şahin)J çay ve simit keyfinin ardından gazetelerim geliyor, yine özel servis elemanım Şahinciiim tarafından...

Hafta sonu vukuatlarına bakıyorum, Cerrahoğlu’nu Osmaniye’ye postalamışlar, yazık yine yurtdışındayken öğrenmişL

“- yakışır Cerrah Baba Osmaniye’ye”

diyen taksi şoförlerinin resimlerine bakıyorum... Magazin ve kadın haberleri; 30 yaş bunalımlarını atlatmalarına dair öneriler... ben 30’larda hiç bunalmadım ama artık bunalmaya başlasam iyi olacakJ!!!  30’lulara önerim, kendilerini ve kaderlerini sevmeleri olabilir, nitzin dediii gibinJ

Beni bekleyen yaklaşık 3 aylık tatil gözümü korkutuyor... Millet tatil tatil diye ağlarken bendeki nankörlüğe bak hele!!! Ama siz annemi tanımıyorsunuz... Mezuuu çok derin başlarsam sonu gelmez... Sadece yanımdan hiç ayırmadığım, rahmetli anneannemden miras tesbihimimle, tatil boyunca annemin boynuma geçireceği tasmanın zincirini biraz daha uzun tutması yönünde yakarışlarda bulunuyorum yaradanıma...

Yolculuk biterken Şahin’ciğime, “haftaya görüşmek üzere” dileklerimi sunarak ayak basıyorum, anneciğimin yerleşkesineJ

Bir gün gecikmeli dramatik kavuşma seramonisinin ardından, kaçınılmazdan zevk alma bilinciyle yine keyifli ve mutlu alışverişler yapıyoruz, cüzdan dibini delme azmiyleJ

Her akşam olduğu gibi verdiklerine teşekkür, henüz vermediklerine  niyaz edercesine namaz aracılığı ile Allah'ımla buluşma sonrasında tesbih sevdasına düşüyorum...ara... tara...taramaJ nafile tesbihin umru diiil L meğersem ben anne yerleşkesine ayak bastığım sırada o tarafımdan unutulduğu otobüs koltuğunda yaşlı gözlerle bana el sallıyormuş da haberim yokmuş!!!

Hemen firmayı arayıp”16.15 seferinde unuttuğum, annaannemin hatıratı tesbihimi acilen bulmaları ” hususunda talimatlar yağdırıyorum... Özel servis elemanım Şahinciiimi bağlıyorlar;

“-ne tesbihi? ne arabası? ne yolcusu?!!!” modunda bizim şaşkın Şahin...

“Şahiiin“ diyorum, “sen diiil miydin sabah yolda bana çay ve simit ikram eden?!!!”

“-evet ben Şahinim ama, çay-simit ve sen diye bi üçlü hatırlamıyorum bugünüme dair hatıratlarımda!!”

Israr edip, sinirleniyorum... bu kez Şahin,

“-hamfedüüüü siz kendinizde misiniz”

dediğinde dağarcığımdaki tüm hakaret muhteviyatlı sözcükleri sarf ediyorum...

Şahin şaşkın... Şahin çaresiz... Şahin bitkin... yenilgiyi kabullenmiş...

”- haaa diyor; biz 16.15 diiil, 17.30 servisiyiz, ben de firmadaki diğer Şahinim( pes artık isim bile aynı mı olur!!!) afedersiniz, lütfen söylediklerimin kusuruna bakmayın”

ama affetmeden, kusuruna baka baka kapatıyorum telefonu!!!

Ardından firmayı tekrar arayıp, 13.15 de şansımı deniyorum; o da tutmuyor... Yine aynı şaşkın, tuhaf, tragedya karışımlı komik diyaloglar... Sanki herkes elbirliği içinde beni delirtmeye çalışıyor neyse ki, en azından bu kez Şahin enflasyonu yokJL

Sonrasında Şahin’in şaşkınlığını devralarak, “yoksa deliriyo muyum”un

sorgulamasını yapma ihtiyacı kaplıyor her yanımı!! İhtiyaca çabuk cevap verip sonuca ulaşıyorum en hızlısından... Aman Allah’ım sahiden de bunama alametleri  sergilediklerim!!! Otobüsün, 11.15 seferi olduğunu hatırlıyor, bana ihanet eden hafzalam!!! Şaşkınlığım diz buyu, kendime inanmak ya da inanmamak arası gel-gitlerdeyim!!!   Tekrar arayarak 11.15’de karar kıldığımın bildirimini yapıyorum utanıp sıkılmadanJ artık beni kayda almaktan vazgeçmiş firma yetkilileri,

“-yok inanmayız, bi de 09.30 servisimiz vardı... ?!!!”

diye dalga geçiyorlar!!! E haklılar bundan sonra söylenecek her sözü çaresiz sineye çekmek durumundayımL

Sonunda özel eleman Şahine ulaşarak tesbihimin sağlık ve afiyet haberlerini aldığımda ise keyif ve mutluluk hissiyatıyla doluyorum ancak yaşadıkları kısa süreli ve derin darbeli kaoslarından kurtulduklarından asıl keyfi firma yetkilileri yaşıyor olsa gerekti...

 

 

Sonrasında duydum ki, firmadan adıma
“artık bizimle yolculuk edemez”
deyu fetva çıkarmışlar... siz söyleyin, imdü ben  kiminle, nerelere gideyim?!...


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/5/2009 - ona... bana... şuna... buna...



Kim neye, ne kadar sahip?

Neden farkında değiliz kocaman bir yalan ve boşluktan ibaretliğimizin?

Kendimizin bile sahibi olamayacak kadar acizken,

Neden kapılıp gitmemiz, etrafımızdakileri sahiplenmenin dayanılmaz vahşetindeki cazibesine?

Bu yüzden hep korkar olduk sevmekten,

Sakladık sevgilerimizi yüreklerimizin en derinlerine,

Kimselere esir düşmesin istedik.

Neden farkına varamadık, yarına dair garantilerle kovalamaca oynarken, anlara dair güzelliklerin sobelenip oyun dışı kaldığının?

 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/5/2009 - sebepsizim bazen...


bazen görünmez bir el dokunur cümlelerime,
avuçlayıp kelimelerimi doldurur bir keseye,
bağlayıp sıkıca ağzını,
atar gönül sandığımın naftalin kokulu derinliklerine...

sebepsiz sıkça yaşadığım,
ruhumun saklambaç oyunlarından birindeyim yine,
içimden geçen koca bir demet sevinç karışmış mutluluğumdan duyduğum,
bir mahcubiyet ve hüzün...
ya da şu anki beni anlatmaya kifayetsiz kalması tüm kelimelerin...

sevinç, hüzün, mutluluk,coşku vs...
benzer tüm duygu silsilesini bünyesinde barındıran bir ruha bulandım,
buna rağmen rutinimmiş gibi algılayıp,
kaldığım yerden devam ediyorum,
içimdekileri yok sayarcasına...
belki çok derinlere ya da abartıya kaçmak istemediğimden böyleyim...

bilemediklerimin tasvirini yapmaya çalışmak gibi bir vaziyette,
bir şeylerin ehemmiyetini görmezden gelmiş olmanın kendisinde bıraktığı tedirginliğin içinde saklı gönlüm...




 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/5/2009 - Börtü Kız ile Böcük Adam :))



Börtü kız küçük bir kasabada tek başına yaşarmış. Yalnızlıktan sıkıldığı zamanlarda küçük mutluluk oyunları oynar, zaman zaman da oynadığı oyunları yazılara dökermiş.


Ne kadar mutluluk oyunları oynasa da Börtü Kız’ın kalbi çok kırıkmış aslında, buna kendisinin izin verdiğinin de farkındaymış çünkü biliyormuş ki, kendisinin izin verdiği kadar kırıp, incitebilirlermiş onu... Bilmesine rağmen buna izin verdiği de çok olurmuş.


Böcük Adam ise, kocaman bir sahil kentinde yaşarmış. Eğlenceli, zaman zaman da güçlüklerle dolu yaşanmışlıklarını yazı ve çiziklere dökerek hayatını kazanırmış. O’nun kalbini de çok yaralamışlar... O, kalp kırıklığının diz kapağı kırıklından daha fazla önem arz ettiğinin de farkındaymış ama kendisini işlerinin yoğunluğunda kaybederek, durumunun çok da üzerinde durmazmış.

Bu iki kahraman birbirlerini hiç tanımaz, bilmezken, hayatın farklı zaman ve mekânlarında, kendilerince küçük, birçoklarınca büyük hayat zaferlerine imza atmışlar.


Bir gün Börtü Kız dolaştığı kitapçılardan birinde Böcük Adam’ın yazıp çizdiği güzel eserlerle karşılaşmış. Bu eserleri o kadar beğenmiş, o kadar beğenmiş ki, sahibini tanımayı çok istemiş. Beğenilerini ve kendisini tanıma isteğini bildiren notcuğu derhal Böcük Adam’a ulaştırmış. 


Ezelden beridir, hür yaşamış, hür yaşamayı seven, hayatın zorluklarını gülelim eğlenelim, daha hoş hale getirelim kısaca çabalayalım öğretisini benimsemiş olan Böcük Adam, Börtü Kız’ın bu ince davetine sevecen bir yaklaşımla karşılık vermiş. Derken uzunca bir süre, uzaktan uzağa değişik hikâyelerle seslenir olmuşlar birbirlerine.

Böcük Adam onun yazdığı hikâyelere zaman zaman muzip dokundurmalar yapsa da, Börtü Kız hayatlarının farklılığının farkındalığından kendisine böyle küçük ve eğlenceli dokundurmalar yaptığının farkındaymış.


Günler su gibi akıp gitmiş ve evrenin yüce tanrısı, sert esen rüzgârlarına kucak açmış bir bahar akşamında bu iki kahramanın vuslatlarına tanıklık etmiş. İki kahraman hiç yabancılık çekmeden sanki yıllardır tanışıyorlarmışcasına koyu bir sohbetin ortasında bulmuşlar kendilerini. Ancak süreleri kısıtlı olduğundan anlatıp, paylaşmak istediklerinin çoğu yarım kalmış. Buna rağmen Börtü Kız o gün çok ama çok mutlu olmuş. Böcük Adam’ın da aynı duyguları paylaştığına inanıyormuş.


Yarım kalanların hiç mi hiç önemi yokmuş onlar için çünkü hayat sürekli devinim halinde işleyen bir süreçmiş ve  hiçbir şeyin başlangıç veya son olmadığını zaten ikisi de biliyorlarmış...

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/4/2009 - bildiğini bildiğin birşeyler söyle...


Uyandım derin kı
ş uykusundan...

Gözlerim yarı aralanmış, içeriye süzülen cılız ama içimi ısıtan güneşin aydınlığından rahatsız...

Benimle birlikte sustuğunu sandığım benliğim başucumda nöbet tutmakta...

Yaktım bir kibrit aleviyle, içimin kapkara kâbuslarımı,

Savurdum baharın ılık rüzgârlarında...

Karıştı çiçek kokulu baharların renklerine...

Uyandım...

Okuduğum tüm romanların en güzel sayfalarını açıp tekrar okurcasına...

Okuduklarımı anladım sandığım, oysa bildiğim;

Her defasında bana bilmediği bir şeyleri anlatmakta yüreğim...

Kendime sorduğum tüm soruların bilinmezliği içinde bilmişçe durup kandırmaya çalışıyor benliğimi...

Oysa kendisi bile çaresiz bu bilinmezliğin içinde...

Çözülsün artık bu bilinmezlik bilmecesi,

 Bu defa sahiden bildiğini bildiğin bir şeyler söyle yüreğim...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2009 - aşık olmuş bebeler:)))



Geldi dayandı kapımıza bahar ayları, gevşedi çoluk çocuk hepimizin gönül yaylarıJ

Nedir bu baharın üzerimize serpiştirdiği, enerci sinerci dolu aşk tohumlarıJ

 

Sabah mahmurluğunu çabucak atıp, bebelerimle birlikte güzel bir bahar gününe daha pürtelaş dalma eğilimindeyim... Derken bizim iki yakışıklı yağız delikanlı, deli akan kanlarının ritmine uyup;

 

 “ööööretmeniiiim, Zehra bizim yanımıza oturabilir miiii?”

 

diye delleniyorlar J Bebelerin sabah sabah fingirdeşme azimlerine anlam veremesem de kıramıyorum, deli çağlayanlar misali coşmuş küçücük kalplerini...

 

 “aaaayyyyyyy ööööretmeniiim, bu çocuklar da, ikisi de  galibaaa bana aşık olmuuuş”

 

diye işveli işveli  kıkırdamasından anlıyorum ki, meğer bizim Zehra Kız dünden hazırmış...

 

“e Zehra hadi şu yakışıklıların yanına otur da mutlu olsunlar bakalım”

 

Der demez  aşk meşk muhabbetleri havada uçuşmaya başlıyor sabah sabah...

Amanın ne sabahı; öğlen oldu aşk orada, aşk burada, aşk hala sınıfın ortasında, izin vermiyor ki meret, derse başlayıp vatana millete yarayacak birkaç adım atalım işimiz gereğinceJ

Nafile boşa kürek çekiyorum tam 2 saat boyunca... Baktım fena sarıyor durum bunları,

 

“abartmayıp işi dozunda bırakalım, siz daha bebesiniz, aşklarınız da bebe boyu olur, size göre olur hadi bakalım biz geçelim bunları da biraz dersle alaka olalım”

 

 Diyerek toparlamaya çalışıyorum baharın kaynattığı kanlarını biraz soğutmak istercesine, ardından destekliyor bilmiş Ayşenur;

 

“evet öretmenim ben bile doktor olduktan sonra aşık olmayı düşünüyorum, bunlara da noooluyo daha şimdiden yaaa”

 

Ve anlıyorum ki, diğerleri baharın yalancı büyüsüne kapılıp, yüzeysel dalışlar yapsa da Ayşenur zamanı iyi kollayıp derinden el atmak istiyor bu işe... 

O zaman yürü be Ayşenur, kim tutacak ki seniJ

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hayat mı bir oyun?... Yoksa ben mi çocuk kalmıştım?... Öyle bir oyun ki... Hem oyun hem hayat.. Hayat hep ben... Oyuncu yine ben...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

vivaforever
mesalem
Blogcu Yardım
kosedekigolge
cataqulli
radiokosedekigolge